kanar mı balıqın yarası???

Çarşamba, Ekim 22, 2008 - imkansız aşklar sokaı.

Kategori: gece

 

zaman,  küllerin arasına karışmış cam bi' misketti..

 

sürekli cebinde taşıdığı, o çoq eski, yıbranmış, çizilmiş misketini çıkardı. evirib çevirdi elinde.. ne zaman bu sokağa adımını atsa; bilinçdışı, çatlak elleri cebine giderdi.. önce parmaklarıyla dokunmaya korkar, sonra ürkereq de olsa avucunun içinde sımsıkı kavrardı. bu sokak başında gerçekleştirdii bi' ritüeldi sanke bu durum.. dua fısıldar gibi, insanın hiç bilmediği bi' tanrıya ibadet edmesi gibi; sımsıkı kavrardı elinde çizilmiş cam misketini.. hane olur da, önüne bi' kapkaçcı çıksa, tüm varlığını verebilirdi belki ama... cam misketin içindeki uyumsuz renklere uzun uzun bakdı.. eed, tüm varlığını verebilirdi belki ama, misketini canı pahasına korurdu.. hem bilemesdi kieğ, elinden yitirse misketini, hange çocuq hoyratça itip kakıcakdı çatlamaya yüz tutmuş cam gövdesini.. veyahud, hange yaşlı bi' amca alıb koyucakdı eşyaları arasına, bit pazarında. kötü hissetti,

birden telaş edib bırakdı yıbranmış misketini, tekrar cebine.

o an hissettiği tüm korku, parmak uçlarından sokağa döküldü.. rahattı artık. yüzünde koca bi' tebessümle sokağa daldı..

 

sevda sokak. oysha o "imkansız aşklar sokaı" koymuştu bu sokaın ismini. hatta gücü yetse, belediyeye kadar gidib konuşacak; cebinde as biras parası ossa, memleketin en mükemmel avukatını tutub dava edicekdi sokak ismini.. gözleri kırmızı sokak tabelasına takılınca, mırıldandı dudakları.. "imkansız aşklar sokaı".. dudaklarını ısırdı, hatta farkedmedi bile dudaına diş geçirib kanattığını.. en az sevda sokak'ın tabelası kadar kırmızıydı dudaklarının rengi.. bi' anda sevda sokak'ın bi' parçası olmuştu, ama o bilmiordu.. belki bilse canı yanıcakdı.. o sadece "imkansız aşklar sokaı"na gelmişdi. aşkı imkansız kılan, imkansız bir sokağa..

 

sokak boyunca yürümeye başladı.. heb bildiği gibiydi bu imkansız sokak. bi' mezar kadar soukdu eski eflerin duvarları.. souk duvarlar ise ise bulanmışdı, eflerin bacaları nerdeyse hiç tütmüodu oysha.. kendini yalnıs hissederdi, "imkansız aşklar sokaı"nda.. ama kendi sokaıydı, titrek lambaları sönmeye yüz tutmuş bu sokak.. kendi sokaıydı.. kendini yalnıs, ama bi' o kadar da mudlu hisseddiği sokaıydı, "imkansız aşklar sokaı"..

 

yıkılmaya yüz tutmuş bi' otobüs duraının önünde durdu sonna. seyreddi uzun uzun. duraın sağına geçdi, soluna geçdi. özlemişdi. elini cebine daldırdı yhine, kıyıda köşede misketini yokladı. uyumsuz renkleri avucuyla sardı.. çok eskilerden, çok çok eskilerden bi' tını geldi kulaına, gözleri avucunun içindeki çok eski misketine bakarken.. "köşei dönsem ölüm, düz gidsem hayad, gölgeler içindeim..."

 

sevda sokak, onun deimiyle "imkansız aşklar sokaı" nefes alabildiği tek yerdi, tüm o kasvedli havasına rağmen.. kendini buluordu orda.. o çok eski efler, çatlamış elleriydi. souk dufarlar, kendi solgun yüzü; tütmeyen bacalar artık atmayı unutmaya yüz tutmuş nabzıydı.. bi' insan kendini en çok nerde buluorsa, orda huzur bulurdu.. o da kendi sokaında, ismini kendi verdiği "imkansız aşlar sokaı"nda huzur buluordu..

 

sevda sokak'da hiç bilmediği bir tanrıya inanıyor, güven duyuyordu. hem eski, yıbranmış ve çizik misketinin uyumsuz renklerine bi' tek burda rahat rahat bakabiliyordu.. bi' ay önce farklı bi' yerde bakmaya kalkdığında, boasına yumruk gibi bi' acı yapışmışdı, uykusunda bile hisseddiği.. güven demekdi, "imkansız aşklar sokaı". kimse kolay vazgeçmiordu imkansız aşkından, o da kolay vazgeçemiordu "imkansız aşklar sokaı"ndan.. çünkü köşei dönünce acı çıkıyordu adamın karşısına. yürekler kavruluordu, hiç domicak bebeklerin çığlıkları kulak tırmalıordu.. "imkansız aşklar sokaı"ndan köşei dönünce, ölüm çıkıyordu adamın karşısına.. zamanın paslı çarkları zar zor dönüyor, dakikalar aır işliyordu..

 

o durakdan ayrılıb köşei döndüğünde; sevda sokaındaki aşklarını, "imkansız aşklar sokaı"na emanet eddi. usul usul gözden kayboldu. ve duraın sağında durduğu yerde uyumsuz renkli bi' cam parçası parlıordu şimdi. zaman, küllerin arasına karışmış cam bi' misketten ibareddi.

KaLßi KaNaYaNLaR (1) :: SeN KaNaR MıSıN? :: ßAk

Salı, Nisan 15, 2008 - ve şarkı söyledi tanrı..

Kategori: gece

 

dinsel kavramlar içine sıkışmış insan bedenleri.. göslerimle görmeip, kuru dilime doladıım.. çıks! işime yaramas dediim bi' şey gibi arka odanın toslu rafına kaldırmalı, çürümüş tüm bedenleri.. veyahud.. çürümeye terkedilmişleri, dinselliqlerin elinden.. boasına çikolata tadı kaçmış bi' çocuğun ağladığı nerde görülmüş.. inkilis çocuqları, biras daha amerikanvari olanları pile aynı zannımca.. hepimis sefiorus çikolata tadını, (utanarak sıkılarak pelki piras ama) itiraf ediorus herbirimis.. dinden daha çoq.. tanrının kutsal ışığı penceremden süzülsün dursun yhine.. ellerimi göğe açıp, hange duayı fısıldasam; dilim kuru.. tanrınınki; lal.. basen bi' mucise eseri şarkı söölediini duyar gibiyim.. tanrının şarkısı.. insanlar için.. huzur için.. derin bi' uyqu için.. fe esmiim die dikad eddiğim o sarı çiçeq için.. çiçeqlerden taç yapardım fi tarihinde biras gülümsemek için.. vahşice! tanrının şarkısını yarıda bölmek kadar günahkar.. hepimis müslümanıs, müslümanlıqsa.. bi' o kadar günahkar olduumusu inkar edebilecek kahraman yoq ortalıkta.. oysha ben çocuum daağ, beyaslıımın içindeqi karaltıyı giotine yatırmakla uğraşan.. aynı samanda renkarenq paloncuklarını elinde esir edemeyeceq kadar vefakar.. sarı çiçeim toprakda uyuyadursun, palontlarım sefere çıkacaq gökyüsünde.. tanrının şarkısını daaağ net duymaq için.. kulaım kirlenmeden çürüq bedenlerde..

KaLßi KaNaYaNLaR (2) :: SeN KaNaR MıSıN? :: ßAk

Perşembe, Kasım 1, 2007 - ilk baskı.

Kategori: gece

 

kuru yabraqlar arasında demiri souq bi' bankda otururken, raslantıların ucuna takılıb yaşam die önüne sürülen hikayesinden sıkıldı.. raflara kaldırılıb toz, kir, pas ve nem dördlüsünden oluşan duvarlar arasında unutulacaq niteliqde bi' romandı varlığı.. kendisi 'roman' die tanımlamasdı bile, girişi doumuyla basidce örülmüş, kurgulu bi' gelişmeden yoksun bi' hayad, sonu başından tahmin edilebileceq türde.. en sefmedii cinsden, en basid bulduu ve okuyaraq çocuqluğunu mahveddiğini düşündüğü cinsten.. kadere inanmasqen; dahası, inanamasqen hayatının kurgulu gelişme ihtiyacı bidmeq tükenmeq bilmes bi' kör kuyu gibiydi.. büyüdükçe büyüen ve insanı içine çeken.. damarlarındaqi kan reservi sıfırı tüketme çabasına giriordu, o daaağ kör kuyuya ilk adımını salmadan.. gerçe adımla sayılmasdı hayatın sonu; kurgulu bi' gelişmeden yoksun hayatının sonunu, hiç sefmedii hikayelerin sayfalarını sayıb tükettiği gibi getiremiordu.. bunu düşüdüğü an o hiç sefmediği basid romanlara birden kanı kaynadı, başını bi' qıskançlık uğultusu sardı.. kaç adım kaldığını sayaraq kestirmeq isterdi oysha heb hayatının sonunu.. toza bulanmaı, kirden nefes alamamaı, pasdan çürümei ve nemden mahvolmaı o da isderdi, boyun eerdi kaderine; eer raslantıya inansaydı ya da bu inancı kuvvedli olsaydı..

 

kaç adım kaldı die sayıb içine adladığı kör çukuru büyüdmektense, amerikanvari bi' modaya kapılıb tenini hiç tanımadığı bi' adamın gelmesini diledi.. okumaya meraklı o yabancı el belqi uzanır kurtarırdı onu bu hiç sefmediği sonu belli hikayelerden.. hikayesi hiç olmasındı onun; dördüncü, üçüncü, ikinci ve hadda ilk baskılardan usaq dursundu..

 

KaLßi KaNaYaNLaR (yok) :: SeN KaNaR MıSıN? :: ßAk

Çarşamba, Ekim 3, 2007 - hiç.

Kategori: gece

dilim kuruyacak bi' kaç saad içinde, ve boasıma dizilen bi' yutkunuşu tüküreceğim.. suya hasred yüz çizgilerimi hiçe sayaraq, teq bi' damlayı toprağa gömeceğim. yaşam filizlenmiyor.. zaman ne yağmuru ne de gübresi verilen nefeslerin. dikad ed şimdi bak, verdiğin gibi alabiliosun mu yha da aldığın gibi mi veriosun... cevab; hiç biri.. ben almadan veriorum.. al/a/madan.. bu sefer; aldanmadan.. çıkdığım seferlerde, ardımda herhange bi' yolcu bırakmadan..

pullarını döken bi' balıqın su üsdünde yakomoza hırçın bi' bakış adması kadar ani verdiğim her nefes.. elimi sıkmadan, cebimdeki aqrebe fatiha fısıltıları arasında veriorum nefesimi.. suyun üsdündeqi yakomoza gülereq; heb alıo yha hane, heb topluo yha güneşin cılız ışıltısını.. gözlerim kamaşmıo hiç, dudağımı ısırmıorum.. dişimde kan yoq.. kan koqusu genzimde.. nefesime karışıo.. hane verdiğim, aqrebi gömereq..

 

kan kaybından ölmüorum

hiç.

 

KaLßi KaNaYaNLaR (1) :: SeN KaNaR MıSıN? :: ßAk

Cuma, Mayıs 18, 2007 - ufaq kadın.

Kategori: gece

s/onr'a.

koca bi' deliq içine sıamicaq kadar küçüq düşünceler var ufaq beynimde. ufalmış ve küçülmüş bi' düşünce ne derece alçaltabilir kieğ benliğimi, hiç bi' yanım sarılmıosa benliğine. benliğin ne derece haklı olabilir kieğ, haklıosa aklındaki ufak kadını. adam cümlelerden kaçırırken gözlerini içimdeqi küçük kadın, küçültülmüş kadın. dudağı kırmısıya boyanmış, kırmısı konuşup, kırmısı bakan, kırmısı kokan ufaq kadın(dım).

 

inanç kaçmışsa korkak bi' çocuq gibi iliğimden, ve ilmeği kaçmışsa bi' yün hırkanın souq havada, inançsızlığım ne derece şeytani. kendi elinle sunduğun bi' çilekli sakızı çiğnerken yanağımı ısırmış çocuqluğum. damla saymaya hevesliyken, nem kokulu bi' kuraklıa bürünmüş içim, acı hafifmiş suskunluğum aır. aır bi' örtü altında saklanan buz gibi ezik ve erimiş bi' amin hafifliğinde yanağımdaqi diş izleri. sakız tadında çilek kokusu yükselir derin bakışlarımdan, bakışlarının bebeği aç bi' yolcu gibi beklerken elim elinden uzak. elin elime ayrı dursun, dilini ayrılıq sözü yakmicaqsa hiç.

 

kırmısı kokulu ufaq kadın çileq mefsimine aldanıb uykuya dalıcaq gibi; bi' de niyetsiz rüyalar çilekli sakız patlatıcaq kırmısı boyalı dudağımda..

aklına senden ayrı ben kaçmışken bu an, şu an yanağımda dişlerimin izi var.

KaLßi KaNaYaNLaR (5) :: SeN KaNaR MıSıN? :: ßAk


<- :: Ba$a SaR ->

ßaLıqA dAİr

Yağmurdan ıslanmış birkaç balıq kovada akar gider belki. Balıqları da vururum orada. Kanar mı balıqın yarası? Kanamadı şamandıralar. Sen kanar mısın? Kalbin kanar mı? Balıqın kalbi mi büyük seninki mi? Kalbin, balıq, ışık, gece, cinayet. Al, cümlenin en güzelini sen kur şimdi...

ßaliq

* KaRtOn KapAK
* Ne OLmAdIImA DaiR
* GeÇMi$

dÖküLeN sON kAnLar