kanar mı balıqın yarası???

Salı, Nisan 15, 2008 - ve şarkı söyledi tanrı..

Kategori: gece

 

dinsel kavramlar içine sıkışmış insan bedenleri.. göslerimle görmeip, kuru dilime doladıım.. çıks! işime yaramas dediim bi' şey gibi arka odanın toslu rafına kaldırmalı, çürümüş tüm bedenleri.. veyahud.. çürümeye terkedilmişleri, dinselliqlerin elinden.. boasına çikolata tadı kaçmış bi' çocuğun ağladığı nerde görülmüş.. inkilis çocuqları, biras daha amerikanvari olanları pile aynı zannımca.. hepimis sefiorus çikolata tadını, (utanarak sıkılarak pelki piras ama) itiraf ediorus herbirimis.. dinden daha çoq.. tanrının kutsal ışığı penceremden süzülsün dursun yhine.. ellerimi göğe açıp, hange duayı fısıldasam; dilim kuru.. tanrınınki; lal.. basen bi' mucise eseri şarkı söölediini duyar gibiyim.. tanrının şarkısı.. insanlar için.. huzur için.. derin bi' uyqu için.. fe esmiim die dikad eddiğim o sarı çiçeq için.. çiçeqlerden taç yapardım fi tarihinde biras gülümsemek için.. vahşice! tanrının şarkısını yarıda bölmek kadar günahkar.. hepimis müslümanıs, müslümanlıqsa.. bi' o kadar günahkar olduumusu inkar edebilecek kahraman yoq ortalıkta.. oysha ben çocuum daağ, beyaslıımın içindeqi karaltıyı giotine yatırmakla uğraşan.. aynı samanda renkarenq paloncuklarını elinde esir edemeyeceq kadar vefakar.. sarı çiçeim toprakda uyuyadursun, palontlarım sefere çıkacaq gökyüsünde.. tanrının şarkısını daaağ net duymaq için.. kulaım kirlenmeden çürüq bedenlerde..

KaLßi KaNaYaNLaR (2) :: SeN KaNaR MıSıN? :: ßAk

Perşembe, Kasım 1, 2007 - ilk baskı.

Kategori: gece

 

kuru yabraqlar arasında demiri souq bi' bankda otururken, raslantıların ucuna takılıb yaşam die önüne sürülen hikayesinden sıkıldı.. raflara kaldırılıb toz, kir, pas ve nem dördlüsünden oluşan duvarlar arasında unutulacaq niteliqde bi' romandı varlığı.. kendisi 'roman' die tanımlamasdı bile, girişi doumuyla basidce örülmüş, kurgulu bi' gelişmeden yoksun bi' hayad, sonu başından tahmin edilebileceq türde.. en sefmedii cinsden, en basid bulduu ve okuyaraq çocuqluğunu mahveddiğini düşündüğü cinsten.. kadere inanmasqen; dahası, inanamasqen hayatının kurgulu gelişme ihtiyacı bidmeq tükenmeq bilmes bi' kör kuyu gibiydi.. büyüdükçe büyüen ve insanı içine çeken.. damarlarındaqi kan reservi sıfırı tüketme çabasına giriordu, o daaağ kör kuyuya ilk adımını salmadan.. gerçe adımla sayılmasdı hayatın sonu; kurgulu bi' gelişmeden yoksun hayatının sonunu, hiç sefmedii hikayelerin sayfalarını sayıb tükettiği gibi getiremiordu.. bunu düşüdüğü an o hiç sefmediği basid romanlara birden kanı kaynadı, başını bi' qıskançlık uğultusu sardı.. kaç adım kaldığını sayaraq kestirmeq isterdi oysha heb hayatının sonunu.. toza bulanmaı, kirden nefes alamamaı, pasdan çürümei ve nemden mahvolmaı o da isderdi, boyun eerdi kaderine; eer raslantıya inansaydı ya da bu inancı kuvvedli olsaydı..

 

kaç adım kaldı die sayıb içine adladığı kör çukuru büyüdmektense, amerikanvari bi' modaya kapılıb tenini hiç tanımadığı bi' adamın gelmesini diledi.. okumaya meraklı o yabancı el belqi uzanır kurtarırdı onu bu hiç sefmediği sonu belli hikayelerden.. hikayesi hiç olmasındı onun; dördüncü, üçüncü, ikinci ve hadda ilk baskılardan usaq dursundu..

 

KaLßi KaNaYaNLaR (0) :: SeN KaNaR MıSıN? :: ßAk

Çarşamba, Ekim 3, 2007 - hiç.

Kategori: gece

dilim kuruyacak bi' kaç saad içinde, ve boasıma dizilen bi' yutkunuşu tüküreceğim.. suya hasred yüz çizgilerimi hiçe sayaraq, teq bi' damlayı toprağa gömeceğim. yaşam filizlenmiyor.. zaman ne yağmuru ne de gübresi verilen nefeslerin. dikad ed şimdi bak, verdiğin gibi alabiliosun mu yha da aldığın gibi mi veriosun... cevab; hiç biri.. ben almadan veriorum.. al/a/madan.. bu sefer; aldanmadan.. çıkdığım seferlerde, ardımda herhange bi' yolcu bırakmadan..

pullarını döken bi' balıqın su üsdünde yakomoza hırçın bi' bakış adması kadar ani verdiğim her nefes.. elimi sıkmadan, cebimdeki aqrebe fatiha fısıltıları arasında veriorum nefesimi.. suyun üsdündeqi yakomoza gülereq; heb alıo yha hane, heb topluo yha güneşin cılız ışıltısını.. gözlerim kamaşmıo hiç, dudağımı ısırmıorum.. dişimde kan yoq.. kan koqusu genzimde.. nefesime karışıo.. hane verdiğim, aqrebi gömereq..

 

kan kaybından ölmüorum

hiç.

 

KaLßi KaNaYaNLaR (1) :: SeN KaNaR MıSıN? :: ßAk

Cuma, Mayıs 18, 2007 - ufaq kadın.

Kategori: gece

s/onr'a.

koca bi' deliq içine sıamicaq kadar küçüq düşünceler var ufaq beynimde. ufalmış ve küçülmüş bi' düşünce ne derece alçaltabilir kieğ benliğimi, hiç bi' yanım sarılmıosa benliğine. benliğin ne derece haklı olabilir kieğ, haklıosa aklındaki ufak kadını. adam cümlelerden kaçırırken gözlerini içimdeqi küçük kadın, küçültülmüş kadın. dudağı kırmısıya boyanmış, kırmısı konuşup, kırmısı bakan, kırmısı kokan ufaq kadın(dım).

 

inanç kaçmışsa korkak bi' çocuq gibi iliğimden, ve ilmeği kaçmışsa bi' yün hırkanın souq havada, inançsızlığım ne derece şeytani. kendi elinle sunduğun bi' çilekli sakızı çiğnerken yanağımı ısırmış çocuqluğum. damla saymaya hevesliyken, nem kokulu bi' kuraklıa bürünmüş içim, acı hafifmiş suskunluğum aır. aır bi' örtü altında saklanan buz gibi ezik ve erimiş bi' amin hafifliğinde yanağımdaqi diş izleri. sakız tadında çilek kokusu yükselir derin bakışlarımdan, bakışlarının bebeği aç bi' yolcu gibi beklerken elim elinden uzak. elin elime ayrı dursun, dilini ayrılıq sözü yakmicaqsa hiç.

 

kırmısı kokulu ufaq kadın çileq mefsimine aldanıb uykuya dalıcaq gibi; bi' de niyetsiz rüyalar çilekli sakız patlatıcaq kırmısı boyalı dudağımda..

aklına senden ayrı ben kaçmışken bu an, şu an yanağımda dişlerimin izi var.

KaLßi KaNaYaNLaR (5) :: SeN KaNaR MıSıN? :: ßAk

Salı, Nisan 3, 2007 - kendine kalmak

Kategori: gece

bir bardak bira daha istedi garsondan; öyle tanrı'nın bile alışık olmadığı bir umursamazlıkla yüzüne bile bakmadan. insanların yüzüne bakmamayı huy edinmişti o çekip gittiğinden beri. en son zaten onun yüzüne bakmıştı, ve aslında o giderken onun yüzüne bile bakmamıştı ya. baksa ne görecekti ki; tüm varoluşunu sırtlayıp onu yokluğun pençesine bırakan bir çift acımasız göz..

 

"ne kadar acımasız olmuşsun" dediğini anımsadı dudağında bir çukur usulca belirirken. "sahi ne kadar acımasız oluyorum kendime kaldığımda" dedi dudaklarına yerleşen çukura.. "acımasızım.. acımasızım ha!" diye doldurdu çukuru ardından savurduğu küfürle. gerçekten acımasız olduğunu kabullenebilirdi o an söylenseydi; ama onunlayken değildi, acımasız hiç değildi.

 

garson birasını getirdiğinde acımasız bir bakışla teşekkür etti. neden teşekkür ettiğini düşündü sonra, ne gereği vardı ki; işiydi bu onun. "ayıp" dediğini hatırladı sonra.. zaten ayıp lugatında yer kaplayan en geniş sözcüktü onun için; ama kendisi hiç ayıplanmayı hazetmezdi. "belki de bunun için bakmadım yüzüne o giderken" diye geçirdi. ayıptı varoluşunun götürülmesi, hele varoluşu yiterken bi' çift omuzda, cümlesiz kalmak en ayıbıydı. ayıbı büyüktü, niye baksındı yüzüne.. neden görsündü ki o yüreğini parçalayan çok bilmiş gülümsemesini. hep bilirdi o zaten, hep en doğrusunu bilirdi. bir küfür daha dolanırken diline bir yudum aldı birasından; diline dolanan küfür usulca kaydı boğazından.

 

kafasında türlü türlü düşünceler geziyordu; fakat hepsini toplasa bir cümle bile etmezdi. tüm düşüncelerin ardında giderken bakmadığı yüzü beliriyordu. o silüet bile kendisini ayıplamaya yetiyordu işittiği haksız laflardan sonra. kendine acımasız laflar savuruyor, ve her lafın acımasızlığını birayla bastırıyordu. acımasız laflar miğdesine boşaldıkça gözleri bulanıyor; bulantı da boşalan bardağına dökülüyordu damla damla. ne kadar zamandır orda kimsenin yüzüne bakmıyordu hatırlayamadı; "hem baksam ne olacak ki acımasız benim bakışlarım" diye söylendi hesabı isterken.

 

ayıbını örtmek için biraz fazlaca bahşiş bıraktı masaya. yüzüne bakmadan yine garsonun "iyi sabahlar" diyerek kapıya yöneldi. ve kafası güzel değildi hiç, açtığı kapı acımasızca kapanırken ardından. kafası o zaman da güzel değildi zaten; tüm varoluşunu omuzuna yükleyip giderken silüeti. kendini acımasızlıkla suçladığı düşüncelerden doğan bulantıyı elinin tersiyle sildi gözlerinden, şefkatle. dudağındaki çukur tekrar ortaya çıkmıştı belli belirsiz. yokoluşunu sırtladı ve attığı adımlar arttıkça dudağının kıvrımındaki çukur da büyüyordu düz bir orantıyla. üstelik sabahın o vaktinde karşısına çıkan her insanın yüzüne baktı kendini ayıplamadan, kendine kalmadan..

 

KaLßi KaNaYaNLaR (0) :: SeN KaNaR MıSıN? :: ßAk


<- iLeRi aL :: Ba$a SaR ->

ßaLıqA dAİr

Yağmurdan ıslanmış birkaç balıq kovada akar gider belki. Balıqları da vururum orada. Kanar mı balıqın yarası? Kanamadı şamandıralar. Sen kanar mısın? Kalbin kanar mı? Balıqın kalbi mi büyük seninki mi? Kalbin, balıq, ışık, gece, cinayet. Al, cümlenin en güzelini sen kur şimdi...

ßaliq

* KaRtOn KapAK
* Ne OLmAdIImA DaiR
* GeÇMi$

dÖküLeN sON kAnLar