sönük yıldız.

 

usulca pencereye yaklaştı ve düşünmeden çevirdi kolunu. bu sıralar düşünmek saçma geliyordu ona, düşünmek ve kahretmek kendini. kahrolası düşünceler beynini mahvediyordu, bundandı düşünmeyi bırakması. kendini soğuk duş altına bırakması gibi ani ve düşünmeden gerçekleşirdi vazgeçişleri.

 

saçları ıslaktı hala. havlusunu aramış bulamamış, bu yüzden de saçlarından dökülen her bir damlayı özgür bırakmıştı. parkesine hep özen gösterirdi evinin, fakat şu an için önemli değildi kabarması. ki vücudundaki kirler çoktan kabarmıştı sıcak suya maruz kalıp. bir şey farketmişti sabuna dokunurken. öncesinde ayarlayamamıştı suyu, derisini incitecek derecede sıcak akıyordu su.. fakat dokunmadı musluğa, suyu hissetmiyordu bile. hissettiği tek şey teninin yanmasıydı, su sıcakkk. sonra hissiyatı artmış, musluğu çevirmişti. bir başkası olsaydı küfrederdi suyun soğukluğuna. ama o, bu sefer de soğukluğunu hissetmiyordu suyun. sadece suya dokunuyordu.. su, ona dokunuyordu. sanki soğukluğu hissetse bu dokunuşlar kırılacak, ve tüm duruluğunu geri çekicekti su, ellerinden kayıp gidecekti.. durduramayacaktı suyu, hiç kimsenin önüne geçip durduramadığı gibi.. hiç kimseye "gitme" diyemediği gibi, suskun seyredecekti suyun ellerinden akışını.

 

beyninin mahvolduğunu hissetti bir an; düşündüklerini saçlarından süzülen damlalara bırakmayı denedi. kahrolası düşünceler parkeyi de mahvedecekti, "kimin umrunda" diye söylendi açmış olduğu pencerenin önüne geçip en sönük yıldızı seçmeye çalışırken. gökyüzünde gözlerini gezdirip en parlak yıldızı sahiplenmeyi bırakalı iki ay olmuştu. zaten öyle çok sahibi vardı ki, en parlağının kime ait olduğu sorulsa yine sahipsiz kalırdı uğruna çıkacak o gürültü patırtı içinde. o, gürültüden uzak durmak istiyordu artık. en sönük yıldız da en sahipsiz ve en gürültüsüz olmalıydı.. kendisi için en ideal olanını tarıyordu gözleri.. tam bir tane buldum derken bir diğerini farkediyor ve bu arayış uzayıp gidiyordu. yorulduğunu hissetti, üstelik bir titreme sarmıştı vücudunu, hiç ısıtmayanından.

 

kapattı pencereyi, ve en sönük yıldızı sahiplenmekten de vazgeçti. beyni usulca mahvolmaya başlamıştı yine. sönük bir yıldız sahibi olmayı hiç bir zaman beceremeyecekti. gereksizdi zaten sönük bir yıldıza sahip olmaya kalkmak. sadece üşüten bir titreme ve yorgunluk vaad ediyordu bu arayış. hiç bir sönük yıldız herhangi bir iyelik ekini kabullenecek kadar ışığa sahip değil ki zaten diye düşündü beyni mahvolurken. ve üstelik parkenin canına okuyordu şu sahiplik dürtüsü.

Yorum Yaz